Geçtiğimiz haftalar bitcoin üzerinde büyük kavgaların ve gelişmelerin olduğu bir dönemdi. Biri JPMorgan ve Strategy arasında diğeri de Bitcoin’in geleceği için farklı görüşlere sahip teknik kadrolar arasında iki farklı kavga olduğunu gördük ama muhtemelen arkada bütünlüğü zaman içinde anlaşılacak tek bir kavga gerçekleşiyor. Bu tek kavga da adeta bir ABD ekonomik iç savaşına doğru evriliyor yavaşça.
Asıl kavga Trump yönetimi ile Fed ve Wall-Street (büyük bankalar) arasında. Yani benim kullandığım tabirlerle Taşçı destekli yeni Amerikan yönetimi ile Kağıtçı destekli derin devlet arasında. İsrail de bu kavgada derin Amerikan devleti ve Kağıtçılar ile aynı saflarda. Epstein dökümanları üzerinde oluşan bulutları da bu bağlamda değerlendirmenizi öneririm. Ben bu kavgayı bu yılın Mart ayında yayınlanan “Taş-Kağıt-Makas” başlıklı kitabımda anlatmıştım. Ancak şimdi kavga çok daha fazla görünür oldu ve bazı Amerikalı analistler de yeni yeni konuya ayıldılar.
Önce, 2025’in başında elinde bitcoin olmayan Trump ailesi ve onun hükümetinde bakanlık yapan Howard Lutnick (ki kendisi Tether’in arkasındaki Cantor Fitzgerald (şirketinin eski CEO’su olur) gibi isimlerin yılın ilk altı ayında bolca bitcoin toplayıp, BTC sahipliği listesinde ilk sıralara girmelerine tanık olduk. (Bu konuyu Paraya’da 18 Ağustos tarihinde yayınlanan yazımda işlemiştim)
Bu olurken, bitcoin madencilik şirketlerinin de BlackRock gibi büyük fonların neredeyse tamamen mülkiyetine geçtiğini farkettik. Arkada başka dev fonlar da burada pozisyon aldılar. Bitcoin ETF’si denilen ve elinde şu anda 1.3 milyon BTC bulunduran sermaye grupları da toplamı 19.8 milyon adet olan bitcoin’lerin satın alınabilir olanlarının üzerine adeta akbabalar gibi çullandılar. Bir baktık ki, eskiden bu yana elinde bitcoin bulunduran ve adlarına OG (orijinal gangster) denilen köklü yatırımcılar da bir ay içinde 815,000 bitcoin satmışlar ve bunlar Trump fonu da dahil burada bahsettiğim kurumsal sermayenin eline geçmiş.
Bu yaz, 17 Temmuz’da yayınlanan GENIUS (Dahi) isimli kanun ile stabil paraların önü açıldı. Arkasında Amerikan hazine bonolarını (Amerika’nın borç senetleri) bulundurmak şartıyla isteyen finansal kuruma hatta yeni girişimlere de hızla lisans verileceği açıklandı. O zamandan bu yana çıkarılacağı ilan edilen dolara endeksli onlarca stabil-coin oldu. Dünyanın en büyük ekonomisinde kripto konusunun hukuki açıklık kazanması kadar olumlu bir şey olabilir mi? On yıldır ABD’den sürekli karmaşık sinyaller geliyordu, kanun yapıcılarından, bakanlara, Beyaz Saraya kadar kripto sisteminin arkasında duruyorlar, hatta korkutucu seviyede sahiplenme var bile diyebilirim.
Bitcoin’den son dönemde olan hızlı çıkış, kar amaçlı satıştan çok kurumsallaşmaya benzese de yeni sahiplerin eski OG’lerden hangi saiklerle bitcoin’lerini devraldıkları henüz hala muamma. Acaba önceden yapılmış anlaşmalar mı var? Yoksa teknik programcılar arasında süregiden aslında bir kayıkçı kavgası mı? Bunları şu anda çözümleyemiyoruz, veri eksiğimiz var.
Adeta şu anda Amerika’da ekonomik bir iç savaş yaşanıyor.
Fed ve Wall-Street’in büyük bankaları, ki JPMorgan da bu grubun içinde, karşısında Trump ve bakanları, ABD Hazine yönetimi ve Taşçılar dediğim BlackRock başta olmak üzere Silikon Vadisi tayfası. İki yana ayrışmış biri sermaye zengini diğeri hem sermayeye hem siyasal güce sahip iki grup. (JP Morgan’ın bir zamanlar Taşçıların amiral gemisi bankaları olması sizi yanıltabilir, dileyenler bu konuda yazdığım yazının sonunda yer alan açıklayıcı nota bakabilirler.)
Trump yönetimi Fed’in bastığı ve Kağıtçıların kontrol ettiği ABD dolarını rezerv tahtından indirmeye kararlı. Onun yerine global rezerv olarak ya bitcoin ya da altını kullanmayı hedefliyorlar. Her iki varlık da doların global tahtına çıkmaya aday. Bunu dediğimde şu anda sözlerime inanamayan çok kişi olacak, ancak meseleye şöyle bakalım: Bitcoin ve altının fiyatı artmıyor aslında, tersine, dolar bu varlıklar karşısında eriyor. Doların zayıflayarak bir süre sonra global rezerv olmaktan çıkarılmasında Trump yönetiminin ve Amerikan halkının çıkarı var, bu yönde de yönetimin uzun vadeli planları var. Bu planın adı da “Mar-a-lago Accord”. Plan dökümanının yazarı olan Stephen Miran, kısa süre önce Trump idaresince Fed’in yönetim kurulundaki boş koltuğa yerleştirildi.
Bitcoin zaten dijital, ama fiziki altınların bire-bir karşılığı olan blokzincir token’ları oluşturularak global pazarda değiş-tokuşa konu edilmesi planlanıyor sanıyorum. Bir zamanlar Bitmain adlı şirketiyle bitcoin madencilerine Antminer isimli makineleri satan Jihan Wu, şu aralar Matrixdock isimli, bugün itibariyle piyasa değeri 66 milyon dolar olan bir altın token şirketinin kurucu ortağı. Bu şirketin Arjantin ve Türkiye gibi ülkelere girip piyasa yapıcı olma düşüncesi var.
Altın token deyince ilk sırada akla gelen Tether Gold’un parent şirketi Tether ise geçen hafta hazinesinde 115 ton altın tuttuğunu açıklayarak gündeme gelmişti. Yani USDT hazinesinde ABD hazine bonoları ve bitcoin dışında 115 ton altın da tutuyor.
Tether şirketinin son yaptırdığı audit raporundan bakın neler çıkıyor: USDT’nin arkasında 112 milyar dolarlık Amerikan hazine bonosu, 21 milyar dolarlık gecelik ve vadeli repo, 10 milyar dolarlık bitcoin, 14 milyarlık borç ve 13 milyar dolarlık altın var. Son duyurdukları 115 ton altın bu tabloya henüz yansımamış durumda.
Eğer Tether gibi başkaları da mesela CZ ve Binance, yakında Trump ve bakanlarının stratejisini destekleyecek şekilde davranmaya devam etmezlerse çok şaşıracağım. Bitcoin ise, 3 Kasım 2026’da sonuçlanacak olan ABD ara seçimlerine kadar ne uzar ne kısalır. Ondan sonra atış serbest.

NOT: JP Morgan’ın sahiplik durumu kafanızı karıştırmasın: Eskiden Chase Manhattan diye bir banka vardı. Bu banka 1955’de Chase National Bank ile The Bank of the Manhattan Company birleştirilerek oluşturulmuştu ve Rockefeller ailesinin “aile bankası” olarak anılırdı. Aile, Standard Oil’in nakit rezervlerini yönetirdi ve petrol endüstrisi (ExxonMobil gibi Rockefeller kökenli şirketler) ile sıkı bağlara sahipti. Daha sonra 2000 yılında Chase Manhattan, J.P. Morgan & Co. ile birleşerek JP Morgan Chase’i oluşturdu ve iki ailenin (Morgan ve Rockefeller) miraslarını birleştirdi. David Rockefeller, birleşmeyi özel olarak onayladı ve “değerli bir anlaşma” olarak nitelendirdi.
Bugün ise Rockefeller ailesinin bankadaki payı yaklaşık %1-2 civarında tahmin ediliyor, yani küçük hissedar halindeler. Aile, servetini (yaklaşık 11 milyar dolar) vakıflar (Rockefeller Foundation) ve yatırımlar üzerinden yönetiyor, ancak Chase’in günlük operasyonlarında rolü yok. Yine de tarihsel miras devam ediyor: Banka, Rockefeller Center’ı finanse etmiş ve aile üyeleri (örneğin, 2020’de torunları) iklim değişikliği konusunda bankayı eleştirmişti. 2023’teki Epstein davasında banka 230 milyon dolar ceza ödedi, ancak bu konu Rockefeller’la ilgili değildi.
Bankanın artık Rockefeller’larla fazla ilgisi kalmamış durumda. CEO Jamie Dimon bitcoin konusunda geleneksel olarak sert ve anlayışsız, hatta hayli bilgisiz birisi olarak algılanıyor.
Kaynaklar:
1 Comment
Erdem
Yazılarınızı ilgiyle okuyorum, kaleminize ve emeğinize sağlık.