Türkiye’nin dünyadaki diğer ülkelere hiç benzemeyen, çok özel bir durumu var: Ülkemizde KOBİ’lerin (Bkz. Not.1) kendilerine özgü ve bankalar dışında işleyen bir kredi-finans sistemi var. Üstelik bu özel durumu henüz kimse doğru dürüst analiz etmiş ve sayılarla ortaya koymuş değil.
Bu yazıda iki amacım var: Birincisi, bir süredir çok duyduğumuz “Yapay Zeka (YZ) yardımıyla KOBİ’lerin dönüşümü” başlıklı toplantılarda, konferanslarda anlatılanın ne olduğunu bildirmek, diğeri de birinci paragrafta bahsettiğim, şu anda anlatılanlardan çok farklı, bambaşka bir dönüşümün, Tımarlı KOBİ dönüşümünün gerekliliğini anlatmak.
Şu anda anlatılan ve danışmanlık şirketlerinin ağzını sulandıran konu, YZ yardımıyla ülkemiz KOBİ’lerinin “upgrade” edilmesi, yani bir üst kalite ve verimlilik seviyesine yükseltilmesi. Bu başlık altında çoğunlukla teknik olarak yapılacak düzenlemeler ve güncellemeler konuşuluyor. Örneğin, fabrikası olan, üretim yapan KOBİ’lerin dijital dönüşümünün yapılması, üretim tesislerinin SCADA veya MES gibi veri standartlarına uyumlu hale getirilmesi. Ya da yine benzer şekilde, KOBİ’lerin iç veri akışlarının derli toplu hale getirilmesi, “iş zekası” denilen kavramın gerçek manada kullanıma geçmesi konuşuluyor.
Burada örneklendirdiğim işler ve daha nicesi için hummalı bir faaliyet çoktan başlamış durumda. KOBİ’den daha iri firmalar için ise mesele, veri merkezlerine abone olup, daha da ötesi, kendi yapay zeka modellerini, LLM’lerini inşa ettirip daha kapsamlı bir YZ stratejisini firmaları için kurgulayabilmek.
Tüm bu faaliyetler gerekli. Bu konuda şüphem yok, sözlerimden başka bir ifade çıksın istemem. Ancak, bazı KOBİ’lerle yaptığım görüşmelerden çıkardığım sonuçlar farklı. Ne kadar gerekli olsalar da, ülkemin KOBİ’leri için yukarıda yazılanlardan daha kapsamlı bir dönüşümün kapıda olduğu ortada. Onları bu dönüşüme ikna etmek için işin sonunda esaslı bir netice alacaklarını göstermek gerekiyor.
Kapıya dayanmış olan kapsamlı dönüşümün ise salt YZ kullanmaktan ziyade, KOBİ’lerin kendilerini belli konularda disipline etmelerinden geçtiği aşikar. Bu konulardan birincisi de “mali disiplin” ya da daha açık şekilde ifade etmek istersek, “KOBİ’lerin nakit akışlarının disipline edilmesi”. Bu da sadece bir firmayı çözmekle olacak iş değil; birbirine alım-satım ve tedarik zincirleri içinde bağlı ve bağımlı olan firmaları görebilmek, bunların kendi aralarındaki akışlarını ve oluşturdukları grupları hep birlikte, toptan ele almakla yapılabilecek bir şey.
Türkiye’nin özgün KOBİ kredi sistemi
Bizde başka hiçbir ülkede olmayan özgün bir KOBİ kredi sistemi var. Bu sistem, her yıl bir milyon kişi tarafından sadece itibara dayalı olarak üretilen, trilyonlarca lira değerde milyonlarca kağıt çek ve senetle işliyor. Üretilen kredinin sadece bir kısmı kayıt altında, çünkü her çek bilinmeyen bir katsayıyla cirolanıyor, yani arkası imzalanarak başka birine ödeme yapmakta kullanılıyor ve dolayısıyla yaratılan kredi katlanarak çoğalıyor. Tam olarak bu sistemde ne kadar para/kredi yaratıldığı bilinmiyor: Cirolama katsayısı iki buçuk da olabilir dört de.
Avrupa’dan bir örnek ile ne demek istediğimi anlatmaya çalışacağım. İlk örnek ülke, sanayisi dünyaca tanınan büyük firmalara ve çok sayıda KOBİ’ye dayanan Almanya. Almanya’nın sanayi firmaları, geçmişte bu ülkenin küçük şehirlerinde yeşermiş on binlerce küçük banka sayesinde gelişmişlerdi. Bu bankalar irili ufaklı sanayici şirketlere uzun vadeli krediler vermiş, bu sayede dünyaca ünlü Alman firmalarına ve bunların arkasındaki on binlerce alt yüklenici KOBİ’ye bir çeşit ortak olmuş.
Aşağıdaki tabloya bakınız: Almanya’da Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (İngilizcesi GDP-Gross Domestic Product), yani bir yıl içinde bu ülkede üretilen ekonomik değer beş trilyon dolar seviyesinde. Buna karşılık Alman bankalarının toplam aktif büyüklüğü bunun iki katından biraz fazla.

Tabloda kıyaslayabilmeniz için başka ülkeleri de Almanya ile yan yana koydum; Fransa, Hollanda, Japonya ve nihayet Türkiye. Bizim ülkemizin bu tabloda çok net görülen bir durumu var: Kümülatif banka aktifleri ülke GDP’sinin üzerinde değil, altında. Fransa, Hollanda ve Japonya’nın bilanço büyüklüklerinin başka ek sebepleri var, ama mesela Türkiye, Almanya seviyesinde kredi üreten bir bankalar sistemine sahip olsaydı, 3.5 trilyon dolar seviyesinde bir bilanço değeri çıkmalıydı. Almanlara benzediğimizi varsayarsak, Türkiye’de 2.5 trilyon dolar bankalar dışında yaratılan kredi var.
Soru şu: İki buçuk trilyon dolar nerede?
Eğer bu soruyu cevaplaması için yapay zekaya güvenseydim, bana vereceği cevap aşağıdaki gibi olacaktı. (Not.2’ye bakınız) Günümüzde genç yaşlı herkesin pek fazla güvendiği yapay zekanın eksik kaldığı bir noktayı ortaya koyması açısından bu örnek önemli. Bildiğimiz gibi, yapay zeka uygulamaları, yazılı kaynaklarda cevabı olmayan bir soruyla karşılaşırlarsa biraz atarak yanıt veriyorlar. Bize özgü olan bu KOBİ’ler arası etkileşim ağından haberdar olmadığı için YZ aradaki 2.5 trilyonluk işlem boyutunu sadece yüksek enflasyona bağlamaya meyilli.
Peki iki buçuk trilyon dolarlık sorunun gerçek cevabı ne?
Bunun cevabı şu: İki buçuk trilyon dolar, bankaların dışında, KOBİ’lerin kendi aralarında, kağıtla çalışan ve ceplerde dolaşan özgün bir “KOBİ kredi sistemi” içinde yaratılıyor ve Türkiye ekonomisi sadece banka kredileriyle değil bu sistem yardımıyla dönüyor. Bankalar bir trilyon, bu sistem geri kalan trilyonları üretiyor. Bizi dışarıdan banka krizleriyle yıkamamalarının sebebi de burada yatıyor.
(Not.3’de Hindistan ve Pakistan’ın verilerini da ekledim. YZ tarafından yapılan açıklama, bu ülkeler için finansal derinleşmenin henüz tamamlanmamış olması ve tasarrufların önemli kısmının bankacılık dışında kalması dolayısı ile kredi penetrasyonunun düşük olması. Bu açıklama bizim için de doğru, ancak Türkiye bu ülkelerden farklı olarak kendine özgü bir gölge bankacılık sistemi oluşturabilmiş. Not.4’de de bazı gelişmekte olan ülkeler için de aynı tabloyu koydum.)
Umarım bir gün ülkemizdeki bu multi trilyon dolarlık (kağıt) döngüyü, aksayan yönlerinden arındırıp ülkemiz insanı yararına şeffaf bir blokzincir sistemine dönüştürebiliriz. Öyle yaparsak KOBİ’lerimiz merkeziyetsiz bir sanayi kredi sistemine kavuşmuş olacaktır. Merkeziyetsiz lafı kritik; bunun Türkçe meali şudur: Düşman güçlerin günün birinde çökemeyecekleri, yıkılması zor, temiz, ahlaklı bir KOBİ kredi/para sistemimizin olması lazım.
Tarihi arkaplan
Osmanlı’nın 16. yüzyıl sonuna kadarki ekonomik sistemi merkezi değildi, dağıtık hatta gayrimerkezi idi. Verginin metal paralarla merkeze ödendiği bir yapı yerine, üretimin olduğu yerde öşör adlı %10 verginin senede bir kez tahsil edildiği, en küçük birimine “tımar” adı verilen kendine özgü bir sistemi vardı.
Defterhane denilen vergi kayıt defterlerine işlenen tımar gelirleri, on binlerce köyde buğday, arpa, darı gibi senelik döngüsü olan ekonomik ürünlerin onda birinin vergi olarak yerinde tahsili ile gerçekleşiyordu. Tımarlı Sipahi adlı devlet görevlisi (ki bugünkü jandarma yüzbaşısına benzer askeri bir memurdu) tarafından tüm köylüden eşit oranda ve adil olarak toplanan vergiler, para kullanılmadan, merkeziyetsiz ama çok sıkı denetlenen defterlerde kaydediliyordu. On beş ve on altıncı yüzyılın ilkel yol şartlarında bile tapu-kadastro memurları, tüm tımar köylerini iki senede bir mutlaka ziyaret ediyorlardı.
Tımarlı Sipahiler savaşçı KOBİ’lerdi. Sayıları Kanuni devrinde 50.000’e varıyordu. Bu savaşçı KOBİ’lerin, yetiştirilmek üzere yanına aldığı bir de yardımcısı vardı. Bunlara da “cebeli” denirdi. Cebe diye o zaman gövde üzerine giyilen örgü metal zırhlara denilirdi. Bu savaşçı KOBİ’ler çok dinamik ve güçlüydüler. Merkeze herhangi bir ekonomik bağımlılıkları yoktu. Halktan topladıkları tahıl cinsinden vergiyi kasaba pazarlarında takas eder, at, silah, tüfeng vb. alırlardı. Türkiye’nin (Osmanlı’nın) bu en güçlü döneminde büyük şehirler dışında para (sikke) kullanımı çok sınırlıydı. Bu geyrimerkezi KOBİ ordusu, savaşa gidileceği zaman toplanır, savaş bitince yine köylerine, tımarlarına dönerdi. Yedi sene savaşa gitmeyen tımarlı sipahinin tımarı elinden alınırdı.
Kışlaları, hiyerarşileri yoktu ama kıtaları; savaşta nerede, kimin yanında ve komutasında duracakları belirliydi. Tımarlı sipahiler (sipahi atlı demek), bu özgür savaşçı KOBİ’ler, Osmanlının en kuvvetli olduğu dönemde bir ay içinde Macaristan’a, Avusturya’ya, velhasıl Avrupa’nın ta ortalarına kadar gider ve iki saatte zafer kazanır geri gelirlerdi. Merkezi idareye hiç yükleri yoktu, savaşta kazanılan ganimet de yanlarına kâr kalırdı.
Şimdi görmenizi istediğim gerçek şu: Bugün de ülkemizin yüz binlerce savaşçı KOBİ’si var ve bunların Tımarlı KOBİ’ler haline dönüştürülmesi, yani düzenli ve disiplinli bir sistem içerisine alınması durumunda, dünya çapında yeniden çok kuvvetli bir ekonomik güç oluşturacağız. Bunu yapabileceğimiz dağıtık teknoloji ve altyapı yazılımları hazır.
Sonuç
Son olarak bir benzetme yaparak yazımı bitireceğim. Almanya’da kahve içerseniz, kahveyi içinden sıcak su geçirerek süzmek için kağıt süzgeç ya da altın filtre kullanılır. Bizim Türk kahvesinde ise böyle bir dış süzgeç mekanizmasına gerek yoktur; incecik çekildiği için fincanın dibine çöken kahve telvesi kendi kendisini süzmeye yarar. Yer çekimiyle aşağıya inen parçacıklar, sıcak su içinde çözünen kahveyle birlikte kendi doğal filtresini oluşturur.
Sözü nereye getireceğimi anladınız: Bizim yerli KOBİ kredi sistemimiz Türk kahvesi gibi işliyor. Avrupalılarınki ise dıştan takmalı filtrelerle. KOBİ finans sistemimizi tıpkı Türk kahvesi gibi kendi kendisini regüle edecek şekilde tasarlayıp işletmemiz ne güzel olacak.
- Not.1: KOBİ Tanımı: Mayıs 2023’te Resmi Gazete’de yayımlanan yeni yönetmelikle KOBİ tanımı güncellendi. Buna göre KOBİ; 250’den az personel istihdam eden ve yıllık net satış hasılatı veya mali bilançosundan herhangi biri 500 milyon TL’yi aşmayan işletmeler olarak tanımlanıyor.
- Not.2: YZ Claude diyor ki: Türkiye ise bu tabloda belirgin biçimde ayrışıyor, bankacılık sektörü GDP’nin altında. Bunun temel nedeni yüksek enflasyonun lira bazında aktif büyüklüğünü şişirmesine rağmen dolar bazında GDP’nin hızla büyümesi ve bankaların görece küçük kalmasıdır. Türk bankacılığı yapısal olarak daha içe dönük ve mevduat finansmanına dayalı bir model izliyor.
- Not.3: YZ Claude der ki, Hindistan (x0,8) ve Pakistan (x0,5) da Türkiye’ye (x0,7) benzer biçimde bankacılık sektörü GDP’nin altında kalan ülkeler. Bunlar, finansal derinleşmenin henüz tamamlanmadığı, tasarrufların önemli kısmının bankacılık dışında kaldığı ve kredi penetrasyonunun düşük olduğu gelişmekte olan ekonomilerin tipik profili.
- Not.4 : Kıyaslamanız için, Çin, Vietnam, Endonezya, Malezya, Hindistan, Pakistan ve Mısır için de aynı tabloyu koyuyorum.

Tablonun kaynakları:
- Almanya bankacılık sektörü toplam aktiflerinin yaklaşık €9,8 trilyon olduğu tahmin edilmektedir; bu, 2024 EUR/USD paritesiyle yaklaşık $10,5 trilyona karşılık gelir. World Economics
- Fransa bankacılık sektörü toplam aktifleri 2025 ilk çeyreğinde 10,08 trilyon Euro ile zirveye ulaştı; 2024 yıl sonu itibarıyla yaklaşık €9,3–9,5 trilyon bandındadır. espn
- Hollanda bankacılık sektörü 2024’te 3.435 milyar dolar aktife ulaştı. Bank of Japan
- Japonya bankalarının toplam finansal aktifleri 2023 itibarıyla yaklaşık 17 trilyon dolar seviyesindedir. The European Banks
- Türkiye bankacılık sektörünün toplam aktifleri 2024 yıl sonu itibarıyla 929,6 milyar dolar olarak gerçekleşti. IMF