Web3’te kullanıcı tutundurmayı genelde onboarding sonrası bir sorun olarak ele alırız. “Geldi, tıkladı, şimdi onu nasıl tutarız?”
Ama bu bakış açısı zaten çok geç. Çünkü kalma kararı, ilk cüzdan bağlantısından çok daha önce verilir.
Bir kullanıcı dApp’inle etkileşime geçmeden önce, zaten bazı izlenimler edinmiştir: Tweet’lerden, Discord mesajlarından, Medium yazılarından, Telegram sohbetlerinden… Bu erken temas noktaları, kimlerin geldiğini değil, neden geldiklerini de belirler. Ve eğer onların beklentileriyle ilk deneyim uyuşmazsa? Anında giderler.
İşte bu yüzden tutundurma bir özellik değil, bir hikâyedir.
Örnek verelim: Projenizi “Uygulamamızı kullanarak bedava token kazan!” diyerek tanıtırsanız, fırsatçı bir kullanıcı profili çekersiniz. Girer, görevi yapar, çıkar. Ama hikâyeniz “Merkeziyetsiz yayıncılığın geleceğini birlikte şekillendirelim” olursa? Bambaşka insanlar gelir: Yapıcılar, inananlar, uzun vadeli düşünenler.
Ve bu beklentiler, kullanıcının ilk oturumdaki davranışını şekillendirir.
Kolay bir deneyim bekleyip karşısına gaz ücreti mesajı çıkarsa? Ki çıkar. Topluluk ararken karşısına ölü bir Discord çıkarsa? Gider. Anlam ararken sadece işlem ekranları bulursa? Unutur.
Tam da burada ürün ile pazarlama aynı hizaya gelmelidir. İlk tıklamadan önce verdiğiniz her mesaj, kullanıcıyı zihinsel olarak “önceden onboard” etmelidir. Bunu iyi yapan projeler var.
Farcaster kendini “Twitter klonu” olarak pazarlamaz. Protokol kompozisyonu ve geliştirici özgürlüğünü ön plana çıkarır, bu da sadece tüketen değil, keşfeden meraklı yapıcıları çeker. Solana, topluluk odaklı ve anlık etkileşimlerle uyumlu bir strateji izledi.
Bu hikâyeler, kimlerin içeri gireceğini ve ne kadar kalacaklarını belirler.
O yüzden eğer tutundurmayla ilgili sorun yaşıyorsan, sadece UX’i düzeltme. Anlatını düzelt. Değerlerini doğru aktar. Cüzdan bağlanmadan önce duygusal beklenti oluştur.
Çünkü Web3’te insanlar sadece uygulamana tıklamaz. Bir hikâyeye inanır. Ve kalıp kalmamaları, o hikâyenin gerçek ve samimi olup olmadığına bağlıdır.