Sabah bilgisayarını açtığında aslında 20 yapay zeka ajanı zaten senden önce işe gelmiş olacak. Biri takvimini düzenlemiş, biri müşteri e-postalarına baktı, biri de raporunu hazırladı. Sen sadece kahveni içip karar vereceksin. Bu kulağa çok güzel geliyor, değil mi? Ama asıl soru şu: o kararı veren kişiye hâlâ ihtiyaç duyulacak mı?
McKinsey rakamlarına baktığımda içim biraz burkuluyor açıkçası. 2030’a kadar 300 milyon tam zamanlı iş otomatikleşecek. IMF Direktörü buna “tsunami etkisi” diyor. Yani bu dalgayı görmezden gelmek artık bir opsiyon değil. Ama aynı zamanda şunu da biliyoruz: veri analizi, YZ eğitimi, etik yönetim gibi yeni iş kolları doğuyor. Yani bu bir son değil tabii ki bir dönüşüm.
Fark şurada: dönüşüme hazır olanlar sörfü yapar, hazır olmayanlar dalgaya kapılır.
2035’e kadar ortalama bir şirkette her çalışana 1 robot ve 20 AI ajanı düşecek. Robotik pazar tek başına 400 milyar dolara ulaşacak. Bu sadece “teknoloji haberi” değil, bu senin kariyer planının yeniden yazılması.
Peki bu yarışı kim kazanıyor? Ama dur önce şunu sormak lazım bu gerçekten bir yarış mı?
Ülkeler arasında bakınca evet, bir yarış var. Teknoloji egemenliği, çip üretimi, model geliştirme, veri kontrolü. ABD, OpenAI ve Nvidia ile modelleme ve altyapıda önde. Çin kendi çipini, kendi modelini geliştirip zirveye oynuyor, bu arada o rekabet Tayvan ekonomisini tek başına yüzde 8 büyüttü. Japonya ise bambaşka bir hamle yapıyor: yaşlı nüfusunun bıraktığı boşluğu robotlarla kapatmaya çalışıyor. Bu boyutta yarış çok net, çok gerçek ve çok sert.
Ama biz bireysek; yani sen ve ben, yarış metaforu biraz yanıltıcı. Çünkü bu bir pistte koşmak değil, hangi piste gireceğini seçmek. Üç farklı kulvar var aslında…
YZ’yi kullanan;
Araçları benimseyip verimliliğini katlayan kişi. CRM’i, ajanları, otomasyon araçlarını aktif kullanan. En geniş kulvar ama kalabalık.
YZ’yi yöneten;
Hangi aracın, nerede, nasıl kullanılacağına karar veren. Strateji, etik, insan tarafı burada. Dar kulvar ama değerli olanlardan.
YZ’yi inşa eden;
Model geliştiren, sistem kuran, altyapıyı yazan. En teknik kulvar herkes için değil, ama en çok konuşulan onlar.
Sektörüme bakınca şunu görüyorum: fintech ve araştırma dünyasında en çabuk değer yaratan ikinci kulvar. Müşteriyi anlayan, veriyi yorumlayan, insanı okuyabilen Account Manager, YZ’nin üstüne çıktığı anda ikame edilemez hale geliyor. CRM’in otomatik öneri verdiğini, ERP’nin kendi kendine rapor hazırladığını görüyoruz zaten. Bu araçları yöneten kazanıyor, sadece kullanan ise zamanla sıradan hale geliyor.
Şimdi gelelim asıl enteresan kısma: bu teknolojileri kim denetleyecek? Avrupa “dur, önce kural koyalım” dedi ve AI Act’i çıkardı. Sistemler riske göre sınıflandırılıyor, yüksek riskli olanlarda zorunlu uyum şart. Kurallara uymayanlara küresel cironun yüzde yedisine kadar ceza dünyanın en büyük teknoloji şirketleri için bile ciddi bir rakam bu. ABD daha serbest bıraktı sektörü, federal düzeyde bağlayıcı bir yasa hâlâ yok. Çin ise içerik denetimi ve devlet gözetimini merkeze aldı ve ürünü piyasaya sürmeden önce devlet onayı zorunlu.
Nvidia CEO’su Jensen Huang “bu yatırımlar sürdürülebilir, küresel üretkenlik kökten değişiyor” diyor. Japonya’daki çalışanlar YZ’nin maaşlarını olumlu etkileyeceğine inanıyor. Belki de korktuğumuz kadar karanlık değil bu tablo ama hazırlıksız yakalananlar için kesinlikle öyle.
Peki sen hangi kulvardayken kendini güçlü hissediyorsun ve şu an gerçekten o kulvarda mısın?